Anneysen eğer, pek fazla hastalanma lüksün yoktur. Tamam, hastalanmak bir lüks değildir ama bazen o kadar yorulursun ki senin yatakta yatmanı, koltuğa boyunca uzanmanı, ev işlerinden uzak durmanı, azıcık fazla uyumanı sağlayacak her şeyi bir lüks olarak görebilirsin, bu bir hastalıksa bile. Ama dedim ya, anne kişisi için bu bile mümkün değildir. Yani, hastalanırsın evet ama hayalindeki hastalığı yaşayamazsın.
E peki, napcaksın? Eldeki avuçtaki bu! O zaman, elindekiyle hasta olmayı bileceksin. Yani öyle uzun uzun uyumayı beklemek yerine, 10 dakika, çocuklardan fırsat bulursan, gözlerini dinlendirebildiğin için şükredeceksin. Sabahın köründe kalkıp, çocuklara kahvaltı hazırlarken, ayağa kalkıp bunu yapabilecek güçte olduğun için mutlu olacaksın. Deliksiz uykuya ihtiyacın olduğunu kendine sürekli hatırlatmak yerine, o gece sadece 3 kez uyandığın için minnettar olacaksın. Kolay değil ama durum bu.
Ben de geçenlerde ucundan kıyısından nasiplendim bu hastalık denen meretten. Doktor rapor vermiş evde kalayım diye. Ben de güya evde kaldım ki, azıcık dinleneyim, kendime bakayım ve çabuk iyileşeyim diye ama nerde? Anne değil miyim ki neticede, o zaman hastalanmak benim neyime? Evin içindeki hayat devam ediyor. O zaman ben kıyıda köşede dinlenmeyi nasıl düşünürüm... Evet, başta biraz sinirim bozuldu. Fiziksel acımın üstüne, psikolojik olarak da umutsuzluk eklendi. Ama Allah'tan ki farkındalıkla yaşamaya alışmışım; böylece içinde olduğum durumu fark edip, kendime sordum ilk fırsatta "ne bekliyordun" diye..
Evet, kötü bir kaç gün geçirecektim. Evet, çocuksuz insanlar gibi dinlenemeyecektim. Ama buna karşın bir çok insana göre çok daha çabuk ayaklanıp, hastalığımı defedecektim. Çünkü ben anneydim.
Zihnimde hemen, mutlu olmayı seçmek için, 4 tane hatırlatıcı tasarladım. Ve ajandama not ettim. Kötü bir gün bile geçiriyor olsam, mutlu kalmayı seçmenin hala benim elimde olduğunu bana hatırlatan 4 hatırlatıcı... Neler mi?
- Ben güçlüyüm. Kötü bir dönemden de geçiyor olsam, aslında bu bana ne kadar fazla şeyin üstesinden gelebileceğimi gösteren bir fırsat. O anlar, başımda kara bulutlar dolansa da, gökyüzüm aslında hep mavi ve güneşli.
- Ben dirayetliyim. Ve zor durumlar yaşamasam, ne kadar dirayetli olduğumun farkına varamam. Ne kadar halsiz olursam olayım, kafamı kaldırıp, omuzlarımı dikleştirip adım atabilirim. Ve hatta en zor anlarımda bile, olumlu bir durum yaratabilirim.
- Hayatımın gerçeklerinin farkındayım. İki küçük çocuk annesi bir insanım ben. Bu gerçeğin getirilerini kabul etmek durumundayım. Gece uyanmak, yemek hazırlamak, etrafı toparlamak, gürültü içinde yaşamak, hasta da olsam zor durumda da olsam benim yaşantımın gerçekleri. Ve bu gerçekler hayatımın en değerli yapı taşları.
- Ben cesurum. Öyle iki hapşırık, bir öksürük ve ateşten korkacak değilim. Yola devam etmek zorundayım. Evet, bazen ters gidebilecek her şey ters gidebilir. Ve zor durumlar hiç geçmeyecekmiş gibi gelebilir. Ama geçer. Ben ne korkacağım hayattan, o benden korksun!
Bunları üşenmedim, ajandama da not aldım. İnan bana, işe yarıyor. Kötü bir gün geçiriyorsan veya çok zor işlerle mücadele içindeysen, umutsuzluğa kapılma. Şunu da unutma ki yalnız değilsin yaşadıklarında. Her şey geçiyor. Önemli olan, sahip olduklarının değerini bilip, onlara sıkıca tutunman.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder